Kalbe Dokunan Alıntılar

Güncelleme tarihi: 20 Tem

Bazen üzüleceğiniz,bazen kendinizden bir parça bulacağınız kalbe dokunan alıntıları okumak için aşağı göz atabilirsiniz.

“Sana ait olmayan şeyleri ararken bizzat sana ait olanları da kaybettiğinin farkında mısın?”


Epiktetos / Söylevler





”Çiçekler hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretir bize; ne güzellikleri kalıcıdır ne de solgunlukları. çünkü sonradan yeni tohumlar verirler. mutluyken de üzgünken de hatırla bunu. her şey geçip gider, yaşlanır, ölür, yeniden doğar.”


• Casus | Paulo Coelho




“Bir erkeğin merhametini sevin. Yakışıklılık geçer gider. Para; mal, mülk tükenir ama merhamet kalıcıdır. Ve bir erkeğe en çok merhamet yakışır” der Tomris Uyar. Şu son cümlesini hep söylerim. Merhameti küçümsemeyin. En kalıcı ve en büyük duygu budur.




Tomris Uyar'ın dediği gibi :

"Biz kadınlar cesur adamları severiz. Akışına bırakıp kenarda bekleyenleri değil. Gidişatı değiştiren, yön veren bahaneler altında ezilmek yerine çözüm üreten adamları."




Tutunamayanlar'da “Kollarımı açıp tüm insanlığı kucaklıyorum.” diyen Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlarda; “Bütün insanlığı kucaklamak isterken, neredeyse bu dünyanın altında eziliyordum.” diyerek umudunu kesmişti insanlıktan.




Huxley diyor ki: ''ne sebeple olursa olsun, hatanızın üzerine kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.'' Hayat, doğru ve yanlışın yan yana olduğu o mecradır. Telafisi olmayan tek hata, yaşanan o anın boşa harcanmasıdır. Bunu unutmamalı.





Oğuz Atay şöyle yazmıştı:

"Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım."


Bilen bilir, boşa yorulmak en kötüsüdür.





Eskiden Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Asya'nın İlyas'la gitmesini çok isterdim. Yaşım ilerledikçe anladım ki; sevmek kamyona yazı yazmak değil, sahiplenmekti. Güven vermekti, değer bilmekti. O yüzden sevgi Cemşit'in hakkıydı. Aksini seçenler hep üzülür hayatta.




Makyajsız gelin olur. Çalgısız düğün olur. Bol gelinlik olur. Sade ev olur. Güzel ahlak ve kalbe şifa kitaplar çeyiz olur. "İnsanlar ne der?” diye kahrolası bir put vardır diyor ya İsmet Özel, eğer o putu baltayla yıkarsak her şey olur.




"Karpuzu kestin. Baktın ki kabak.

Gene de zorla yiyecek misin o karpuzu?" Mine Urgan şöyle der: "Bu cümleyi duyduktan sonra başladığım her ne ise hoşlanmadığım yerde bırakmaya karar verdim.

Kitabı da, insanı da.."




Mehmet Akif Ersoy'un şu uyarısını dikkate almak gerek: "Yüzsüzdür insanoğlu, kimse bilmez fendini. Kime iyilik yaptıysan, ondan koru kendini."



Dostoyevski "İnsancıklar" adlı kitabında: "Çok tuhaftı, ağlayamadım. Ama ruhum paramparça olmuştu." diyor. İnsanın içine atmasının, güçlü görünmeye çalışmasının en yorucu hali bu olsa gerek..





Cahit Zarifoğlu'nun da dediği gibi; "Bize sözlerimizden çok, yüreğimizden anlayan gerek."





"Eğer düşünmeseydim çok daha mutlu bir insan olabilirdim" diyor Sylvia Plath ve ekliyor : "Birazcık kaygısızlık beni dünyanın en mutlu insanı yapabilirdi."






“İnsanlarda ruh güzelliği yok, olmasını da istemiyorlar. Hepsi mahvolmuş ancak herkes kendi mahvoluşuyla övünüyor. "


| Dostoyevski





“kırık cam teorisi... buna göre bir binanın çoğu camı kırıksa insanlar diğerlerini kırmakta çekinmezler ve bunu bir suç olarak görmezler... hayat da buna benzer, insanlara kırıklarımızı gösterdikçe kırmaktan çekinmezler..."




O kızın sert bakan gözlerini gördünüz. kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olamaz.


Jack London - Martin Eden





"Ve ben sana, bir ağaç kabuğunun ait olduğu ağacın gövdesine bağlılığı gibi sadık kalacağım."


Jose saramago - Kabil



Daha evvel Dostoyevski'nin de ağladığı gibi: "Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdedir."




Yaşar Kemal; “Konuşan insan öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.” diyor İnce Memet’de. Füruğ da diyor ya hani; “İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.” Sessizlik de, çığlıktır.




Muhteşem Gatsby kitabının giriş cümlesini defalarca not almıştım :

"Daha genç olduğum yaşlarda babamın bana verdiği bir öğüt, o gün bugündür hiç aklımdan çıkmaz: "Birini eleştirmeden önce demişti, herkesin dünyaya seninle aynı imkanlarla gelmediğini aklına getir."




Tezer Özlü’nün dediği gibi:

“Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları, sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı.”





En güzel reçeteyi Sait Faik yazmış: "Tek ihtiyacım olan şey; bir deniz kıyısında sabaha kadar oturup, olanı biteni gözden geçirdikten sonra kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek."






Sezai Karakoç, Monaroza'ya yazmış olduğu veda mektubunu şöyle bitiriyor; "Beni çıkardığında anlamın bozulmuyorsa, bundan böyle ayrı yazılalım."

















<script async src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js?client=ca-pub-3180764427544359"

crossorigin="anonymous"></script>



31 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör